Film Genel Kültür

Kült Eserler Seventh Seal (Yedinci Mühür)

Kült filmleri inceleyip eleştirdiğim yazılarımın ilki olan Ingmar Bergman’ın (bence) en iyi filmi olan Seventh Seal 1957 yılında gösterime girmiştir. Kült ifadesini, görece daha az bir seyirci kitlesine sahip olan ama izleyicilerin tutku ile bağlı oldukları eserler için kullanabiliriz. Bu eski ve siyah beyaz filmin neden iyi olduğunu anlatmadan önce, biraz yönetmen ve senarist Ingmar Bergman hakkında konuşmak isterim.

Ingmar Bergman

İsveçli yönetmen ve senarist Ingmar Bergman, papaz bir babanın oğlu olarak doğdu. Din ile ilgili sorunları olduğu için bu filmde de dini ve Tanrı’yı sorgulayan bir tarz geliştirmiştir. Genel olarak insanın iç dünyasını ve duygularını filmlerinde hep ön planda tutmayı seven bir yönetmendir. 9 kere Oscar’a en iyi yönetmen adayı olmuş ve 2005 yılında Time Dergisi’nde yaşayan en iyi yönetmen olarak gösterilmiştir. Genelde aynı oyuncularla çalışmayı sever ve filmlerinde Liv Ullmann, Max von Sydow, Gunnar Björnstrand, Bibi Andersson gibi isimler her zaman yer alır.

Gelelim filme

Filme adını veren yedinci mühür, İncil’de yer alan kıyamet alameti anlamını taşır. Yedinci mühür açıldığında mahşerin dört atlısı ortaya çıkar ve savaş, kıtlık, kıyamet başlar.

Film, haçlı seferlerinde yıllarca savaştıktan sonra yurduna dönen bir şövalyenin hikayesini anlatır. Ülkesine dönünce Kara Veba salgınının Avrupa’yı kasıp kavurduğunu görür, ancak onun için asıl sorun ölümdür. ölüm kendisini almak için gelir ama şövalye ölüme bir teklif yapar;

“Benimle satranç oyna, ben kaybedene kadar beni öldürme ve eğer kazanırsam beni bırak”

İşte bu oyun, onun ve ileride yanında olacak kişilerin de kaderini belirleyecek bir oyun olacaktır.

İşte elim, oynatabiliyorum, akan kanı hissedebiliyorum, güneş hala tepede ve ben Antonius Block, ölümle oynuyorum…

Filmin başında şövalyenin ölümle karşılaşıp ona meydan okuması, filmin heyecanını ve gerilimini en baştan üst seviyeye çıkarır. Seyirci ölümü ya da Azrail’i direkt olarak görür ve ondan aslında korkmaz, çünkü yönetmen ölümü korkunç bir tasvirle yansıtmamıştır. Bilirsiniz genelde filmlerde korkuyu/korkulacak şeyi ya hiç görmeyiz ya da gözlerimizi kapatacak kadar korkunç bir şekilde görürüz. (Örneğin; Jaws filmindeki köpekbalığı) Bu filmde ölüm arada kendini gösterip satranç oynuyor, şövalyenin sorularını yanıtlıyor ve hatta onu yenmek için hileye başvuruyor. Bu tasvir, bence yönetmenin bu film için yaptığı en iyi seçimlerdendir.

Şövalye, Kara Veba’nın dünyaya ölüm saçmasından ötürü Tanrı’ya sitem eder, bazı cevaplar arar; şeytanla konuştuğu söylenen bir çocukla karşılaşınca çocuktan cevaplar almaya çalışır.

Şövalyenin varoluşsal sorunları vardır. Diğer insanlara göre o, sorular soran ve eğer Tanrı varsa onu arayıp bulmaya çalışan tek kişidir. Diğer insanlar onun gibi arayış içinde değildir. Şövalye satranç oyunuyla belki de zaman kazanmak ister. Gerçeği bulmak, Tanrı’nın olup olmadığını bilmek uğruna yıllarca savaştığı dinin gerçekliğini öğrenmek ister.

SADECE BİR İŞARET!

Filmde arayış içinde olan tek karakter o değildir. Şövalyenin silahtarı Jöns daha sert ve katı görünse de efendisinin aradığı cevaplar onda da yoktur. Uzun zaman önce aramayı bırakmış ya da karar vermiştir.

Karakterlerin iç dünyası oldukça iyi yansıtılmıştır. Ana hikâye dışında yan hikayeler ile seyirciye yeni karakterler tanıtılıp onların sorunları ve amaçları da gösterilir. Hikayedeki herkesin bir derdi vardır; bazısı küçük, bazı büyüktür. Yaver Jöns bir kızı kendisini taciz eden birinin elinden kurtarır ve kıza “seni ben kurtardım çünkü seni kurtaracak bir Tanrı yok, adalet lazımsa bunu Tanrı yapamaz insanlar yapar” der. Yaver Jöns Tanrı’ya küsmüştür ve artık ondan bir beklentisi kalmamıştır.

Şövalyemiz tiyatrocu bir aile ile karşılaşıp onlarla konuşur. Aralarındaki aşkı ve çocuklarını görüp biraz yaşama sevincine kavuşur. Film izleyiciye hemen pes etmek yok der. Antonius block bu çifti sever onların kendisine göre küçük olan dertlerini dinler ve yardımcı olmak ister.

Bunlarla birlikte ekibimiz yavaş yavaş kalabalıklaşır.

Şövalye ve arkadaşları ülkesinde gezip olayları gözlemleyip arayışını sürdürürken, hepsinin kaderini belirleyecek hamleyi yapmak için bekleyen ölüm acele etmez.

Filmin yan konularından sayabileceğimiz Kara Veba sık sık karşımıza çıkar. Karakterler vebanın getirdiği ölümlerden korkarlar, nasıl korkmasınlar? Koronavirüs salgınının ortasında olan bizler belki onları daha iyi anlayabiliriz.

Dindarlar etrafta dolaşıp “bu durum, Tanrı’nın bir cezası, yaptığımız hataların bir bedelidir” dedikçe belki de arayışını sürdüren şövalyemiz bir şeyler bulur.

Satrancı kazanamayacağını anlayan şövalye Antonius Block, Tanrı arayışında da başarısız olur ve ölümü kabul edip Tanrı’yı ölünce bulmaya karar verir. Ama genç çift ölümle satranç oynadığını görünce kaçmak ister, Antonius kurtulmaları içinse zaman kazanmayı ihmal etmez. Gider ayak kıyağını yapmış diyebiliriz.

Tabi film bize ölüm sonrasını, şövalyenin Tanrı’yı bulup bulmadığını gösteremez. Bizi yalnızca “Tanrı var mıdır yok mudur?” sorusunu düşünmeye iter. Herkesin kendi bulacağı bu cevabı filmin vermesini beklemek de yanlış olurdu zaten.

Bu gördüğünüz görsel belki bir yerden tanıdık gelecektir. Peter Jackson, Ingmar Bergman’ın bu çekimini oldukça beğenmiş ve kendisi de Yüzüklerin Efendisi için kullanmış.

Seventh seal
Lord of the rings

AŞK, EN KARA SALGINDAN DAHA BETERDİR

yedinci mühür filmini izlemek için link;

https://www.youtube.com/watch?v=LxiQ05R3lnA

Kült eserler serisinin sonraki filmleri

A Clockwork Orange – Otomatik Portakal

Pulp Fiction – Ucuz Roman 

Braveheart – Cesur Yürek

Yazar

Çağlar Gözütok

MÜİK hanesinden isminin birincisi Çağlar Gözütok, büyük Marmara üniversitesinin öğrencisi, ejderhaların dayısı, zincirkıran, rektörlerin ve ilk öğrencilerin gerçek prensi, yazarların hükümdarı, diyarın koruyucusu

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir